Fıstıklı Köyü

8 Haziran 2009 Pazartesi |
Fıstıklı Köyü doğal güzellikleriyle Marmara denizinin adeta incisi durumunda.Tarihi osmanlılar dönemine kadar dayanır.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde bu köyle yaşayan insanların varlığını,köye girişteki eski mezarlar edata ispat etmektedir.
Kürekçilikle geçinen eski fıstıklı köyü tarihi evleri ve doğal güzellikleriyle tam bir tatil beldesi olmuştur.
Fıstıklı Köyünde geçim,Balıkçılık,zeytincilik ve turizm olmak üzere 3 ana gelir kalemi vardır.Bunun yanında Köye ismini veren fıstık ağaçlarından da istifade edilerek fıstıkçılık yapılmakta,ayrıca incir yetiştirmeciliği de belirli gelir kaynakları arasındadır.



Geçmişi 1400’lü yıllara dayanan eski bir yerleşim olan Fıstıklı’nın adını bolca yetişen lezzetli fıstıklarından aldığı bilinir. Çerezlik ve dolmalık fıstıkları, ün salmış zeytinleri ülkenin dört bir yanında alıcı bulur. Köyde ve civarında bol bulunan fıstık ağaçlarının, köyün tarihinde önemli bir yeri vardır. Eskiden Osmanlı Donanmasının bütün kürek ihtiyacı buradan karşılanır, kürekler fıstık ağacından yapılırmış.
Fıstıklı iki üç yörük ailesinden müteşekkül eski bir yörük (manav) köyüdür.1877-78 Osmanlı-Rus Savaşından sonra da köye Kafkaslardan göçüp gelen Müslüman ve Gürcüler yerleşmişlerdir. Köy halkı Ege bölgesinden Aydın-Nazilli yöresinden getirilen Türklerden oluşmuştur. Daha sonraları köye Malatya, Tokat, Konya, Amasya ve Batum civarından göç edenler olmuştur.
Fıstıklı Köyü Kanuni Sultan Süleyman Han'ın emriyle kurulmuştur. Kanuni devrinde 60 ev bulunmaktaydı. Köyün kuruluş amacı Osmanlı Donanması'na kürek ve benzeri araçlar yapmaktır. Bu görevi yerine getiren köy halkı ayrıca çeşitli madenlerde çıkarmıştır. Kullanılan bu maden ocakları halen köy civarında bulunmaktadır.
Köyün sahil kısımında duvarları günümüze kadar ulaşmış olan bir manasıtr kalıntısı vardır.
Armutlu istikametinde “Acem Çeşmesi” denilen tarihi bir çeşme bulumaktadır. Rivayete göre bu çeşmeden Osmanlar zamanında İstanbul’a su götürülmüştür. Ayrıca köy meydanında bulunan şadırvan 300 yıl önce çeşme olarak yapıldığı kitabesinden bilinmektedir.Köy mezarlığındaki mezar taşlarından köyün eski bir geçmişe sahip olduğu kanıtlanmaktadır.
Evliya Çelebi Seyahanamesinde Bursa’nın mesire yerlerinden bahsederken “Fıstıklı” adında bir mesire yerinden de bahsetmektedir. O, Fıstıklı için; “Çam fıstığı ağaçları ile süslü, gülistan ile bezenmiş gizlice bir köşedir. Fakat çok, pek çok latif bir havası vardır….” demektedir.
FISTIKLI KÖYÜ TARİHÇESİ

FISTIKLI KÖYÜ
Fıstıklı Köyü, Bursa’nın Gemlik ilçesine bağlı iken 1995 Yılında İl olan Yalova’ya bağlanmıştır. Gemlik Körfezi'nin kuzey sahiline, Armutlu ile Kapaklı arasında bir sahil köyü olan Fıstıklı, Gemlik’e 33 km. uzaklıktadır.

Fıstıklı Köyü, aslı itibarıyla 2-3 ailenin birleşmesiyle oluşan bir yerli köyüdür. Zamanla bu köye çeşitli yerlerden göç edenlerle birlikte köy büyüyüp gelişmiştir. Orta Anadolu’dan ve Batum’dan aileler de gelip yerleşmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Fıstıklı Köyü’nde 60 ev bulunmaktaydı. Vaktiyle köyün başlıca görevi; Karacaali, Kapaklı vb. diğer köylerle birlikte Osmanlı Donanmasına yılda 5 bin kürek yapmaktı. 1789 Yılında ise Kapaklı, Narlı ve Fıstıklı dağlarından tersane için funda kömürü sağlanması için buyruk gönderilmiştir. Fıstıklı Köylülerinden dinlediğimize göre; Köyün üst kısımlarındaki tepelerde kömür ocaklarının bulunduğu söylenmiştir. Bu ocaklardan tersane için kömür sağlandığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra bu köyler, kalyon küreklerinin yapılması görevini üstlenerek Osmanlı Donanmasına hizmet etmişlerdir.

Millî Mücadele yıllarında fetvalar savaşının yaşandığı bir dönemde Kuvay-ı Milliye yanında yer alan ve Ankara Fetvasına Gemlik Müftüsü olarak imza koyan Hacı Ömer oğlu Mehmed Vasfi Efendi (Ölümü 1921) Fıstıklı Köyü ile bağlantısı olup, torunları bu köyde yaşamaktadırlar. Mehmed Vasfi Efendi, aslen Bolu’nun Alpagut Köyü’nden olup İstanbul’da medresede okumuştur. Burada bir arkadaşının tavsiyesi üzerine evlenmiş daha sonra da Fıstıklı Köyü’nün üst tarafında bulunan ve Çiftlik denilen yeri satın alarak burada yaşamaya başlamıştır. Bu çiftlikte yaşarken ‘Müftü çete ve eşkiyaları çiftlikte besliyor’ dedikodusunun çıkması üzerine çiftliği terk ederek Fıstıklı Köyü’ne gelip yerleşmiştir.

Fıstıklı Köyü’nün tarihi dokusunu incelediğimizde Yalı denilen sahil yerleşiminin Göztepe mevkiinde Roma Dönemine ait manastır kalıntıları ortaya çıkmıştır. İskele meydanına girmeden yolun solunda demir parmaklıklarla çevrili bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın Osmanlı Türkçesiyle yazılı kitabesinde okunabildiği kadarıyla ‘Elbesan kazasına tâbi Karinlili merhum ve mağfur Musa. S.15. 1209’ yazılıdır. Bu tarih Miladi 1794 Yılına tekabül etmektedir. Bu mezarın çevresi de vaktiyle mezarlık iken, yol yapımı ve genişletme nedeniyle mezarlar bozularak kala kala sadece bu mezar kalmıştır. Yalı’dan Armutlu istikametine giden yolda Küçübük denilen mevkide Acem Çeşmesi denilen tarihî bir çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmenin suyu âb-ı hayat denilen su gibi çok leziz ve nefasetli olmasından dolayı Osmanlı döneminde buradan İstanbul’a saraya su götürüldüğü bilinmektedir.

Millî Mücadele yıllarında Gemlik ve Yalova sahil köylerinde Yunanlıların ve çetelerin yaptıkları katliam ve zulümleri görüyoruz. Gemlik Körfezi’nin kıyı köylerinde sahipsiz cesetler ve yanan köylerin görülmesi üzerine Yunanlılar’ın buralarda geniş çaplı katliama giriştikleri anlaşılmış ve bu nedenle İtilaf Devletleri harekete geçerek bu bölgeye iki tahkik heyeti göndermişlerdir. Tahkik Heyeti, sahile yakın olan köylere giderek fâciaları yakından görmüştür. Bu köylerin durumları için raporlar tutulmuş ve çeşitli fotoğraflar çekilerek Yunan Mezalimi belgelenmiştir. İngiliz Generali Frenks’in başkanlığındaki tahkik heyetinde jandarma subayı Mustafa Süreyya, Orhangazili Tevfik, Çınarcıklı Hafız Ahmed, Gemlikli Tevfik Efendi ve Sultaniyeli Emin Efendiler tarafından ‘Muhacirin Müdüriyeti Umumiyesi’ ne verdikleri 23 Mayıs 1337 (1921) Tarihli raporda şöyle anlatılmaktadır; ‘17 Mayıs 1337 (1921) günü Tahkik Heyetinin bulunduğu vapur Küçük Kumla’dan Fıstıklı Köyü’ne hareket etti. Fıstıklı Köyü’nün Müslümanları çok heyecanlı idiler. Önceden ve daha sonra köyü basan Yunan askerleri silah arama bahanesiyle evleri ve eşyaları yağma ettikleri gibi köyün büyük ve küçük hayvanlarını da gasp etmişler, şimdi de hayatlarının tehlikede bulunduğunu toplu olarak bildiren köylülerin ifadeleri alındıktan sonra heyet, Armutlu’ya doğru hareket etmiştir. Burada gördükleri zulüm ve işkenceden kaçıp gelen Selimiye, Latife, İhsaniye, Mecidiye ve Fıstıklı Köyleri ahalisinden 440 kişinin Armutlu’ya sığındıkları anlaşıldı...’

Yunan askerlerinin yanı sıra Arnavutköy, Katırlı ve Armutlu’lu Rumlardan oluşan çeteler köylere baskınlar düzenleyip yağma ve katliamlarda bulunmuşlardır. Bu nedenle Fıstıklı Köylülerinin bir kısmı köylerini terk edip Armutlu’ya sığınırken bir kısmı da köyde saklanmak zorunda kalmışlardır-. Köylülerden bazılarının günlerce isli ve kurum dolu bacalarda saklandıkları, damdaki hayvanları ise aç kalmamaları için serbest bıraktıkları bilinmektedir.

Yunan barbarlığından kaçarak 2 Mayıs 1337 (1921) günü İstanbul’a gelen Sultaniye Köyü’nün imamı Hacı Ahmed oğlu Emin Efendi, köylülerden Hacı Ahmed oğlu Şükrü’nün ifadeleriyle Bâb-ı Âli’nin 7 Mayıs 1337 (1921) Tarih ve 204 sayılı mazbatasına göre; Yunan askerleriyle birlikte Arnavutköy ve Katırlı Rumlarından Canbaz Kosti’nin kardeşi Simon, Kasap Aleksandr oğlu Yorgi, Arnavutköy’den Foti başta olmak üzere bir Rum çetesi 15 Nisan 1337 (1921) günü Sultaniye Köyü’nün basmışlar ve halktan zorla para istemişler, evlerdeki kadınlar süngülerle dışarıya çıkartılıp evler yağmalanmış ve bunun üzerine muhtemel bir katliamdan korkan Sultaniye Köylüleri mal ve eşyalarını bırakarak Fıstıklı Köyü’ne göç etmişlerdir.

Yunan askeri ve yerli Rum çetelerin zulmünden canını kurtararak İstanbul’a sığınmış olan Fıstıklı Köyü muhtarı Ali oğlu Hüseyin Çavuş, köylülerden Mehmed Şerif ve Mahmud oğlu Halil’in ifadeleriyle Bâb-ı Âli’nin 10 Mayıs 1337 (1921) tarih ve 98 sayılı mazbatasına göre; Yunan askerleriyle Katırlı ve Arnavutköy Rumlarından oluşan 150 kişilik çete, 22 Nisan 1337 (1921) Cuma günü Fısıklı Köyü’nü bastılar. Ahaliyi zeytinyağı fabrikasına (Yağhaneye) hapsettikten sonra köydeki bütün eşyaları, malları ve hayvanları yağma ve gasp ettiler. Bu saldırılar sırasında, Gürcü Hacı Ahmed ve oğlu Hasan, Hasan Ağa’nın karısı Ayşe, Hacı Ahmed oğlu Hüseyin (Sultaniyeli), Kayabeyoğlu Ahmed Ağa (Sultaniyeli), Mehmed oğlu Sabri(İhsaniyeli) yi dipçik ve sopalarla dövdüler ve kurşunlayıp şehid ettiler. Molla Osman oğlu Behlül’ü ise ağır bir şekilde yaraladılar. Yunanlılar, Hacı Ahmed oğlu Hüseyin ölmeden önce karısından su isteyince, kocasına su vermeye koşan karısı Gülşen Hanımı başından ve parmaklarından yaralamışlardır. (Gülşen Hanımın fotoğrafı tutulan rapora ek olarak konmuştur). Yunanlılar ve Rum çetesi, bütün Fıstıklı Köyü halkını daha sonra bilinmeyen bir yere götürmüşlerdir.

Günümüzde Yalova İli Armutlu Beldesine bağlı olan Fıstıklı Köyü’nde halkın başlıca geçim kaynakları; balıkçılık, fıstıkçılık, zeytincilik, otel-motel işletmeciliği’dir. Köyün yakınlarındaki Yalı denilen deniz sahilinde turistik motel ve oteller bulunur. Biri köyün içinde biri de Yalı da olmak üzere iki cami, bir ilköğretim okulu bulunur. Köyün meydanındaki şadırvanın orijinal bir kitabesi bulunur. Osmanlı Türkçesiyle yazılı olan kitabenin aslı ayrı bir yerde muhafaza edilirken şadırvandaki mevcut kitabe ise aslından kopya yapılmıştır.

HÜDAVENDİGÂR SANCAĞI KAZALARINDAN GEMLİK KAZASINA TABİ FISDIKLI KARYESİNDE MUKİM ZÎRDE MUHARRER AHALİNİN EMLAK VE ARAZİ VE TEMETTUATLARINI MÜBEYYİN DEFTERİDİR.
1845 YILI

Ömer Faruk Dinçel
Tarih Öğretmeni
Başbakanlık Osmanlı Arşivi. ML.VRD.TMT. 7956 Ömer Faruk Dinçel-Tarih Öğretmeni/Araştırmacı.

0 yorum:

Yorum Gönder